InterContinental Grand Ankara Oteli Genel Müdürü Mehmet Ferman Doğan, Orta Doğu’daki sıcak çatışma ortamının gölgesinde Türkiye turizminin nasıl yön bulması gerektiğine dair dikkat çekici bir değerlendirme kaleme aldı.

“Turizm, barışın dilidir” diyen Doğan, bir ülkeye bavulla gelen yabancı turistin o ülkenin doğasına, mutfağına, insanına dokunarak görünmez köprüler kurduğunu ancak bu köprülerin çatışma rüzgârıyla sallandığında sektörün üzerini ağır bir sisin örttüğünü vurguladı.

“Bugün Orta Doğu yeniden alevlerin ortasında. İran ile İsrail arasında büyüyen savaş, sadece askeri cephede değil, bölgenin ruhunda da bir sarsıntı yaratıyor. Ve Türkiye, bu haritanın tam ortasında, ince bir ipte yürüyen cambaz gibi denge kurmaya çalışıyor” ifadelerini kullanan Doğan, bir yanda sıcak çatışmalar, diğer yanda yaz tatili planları yapan milyonlarca insan arasında turizm sektörünün izlemesi gereken yolu detaylandırdı.

Gölgedeki Gerçek: “Algı Her Şeydir”

Doğan, turizmde algının gerçek tehdidin önüne geçtiğine dikkat çekerek, “Turist sadece hava durumuna değil, huzur durumuna da bakar. Haritada savaş bölgelerine ‘komşu’ görünmek özellikle uzak pazarlarda ürkeklik yaratır. Gerçek tehditten çok, algı tehdit yaratır. Bu yüzden kriz iletişimi artık bir lüks değil, hayati bir zorunluluktur” dedi.

“Harita Değişmese de Rotalar Değişir”

Orta Doğu’daki savaş ortamının havayolu ulaşımını da etkilediğine değinen Doğan, “Uçuşlar, bazen birkaç kilometrelik hava sahası kapandığında, saatlerce uzayabilir. İran hava sahasındaki kapanma, Asya’dan ve Körfez’den gelen turizm akışında ciddi yavaşlamalara yol açabilir. Havayolu firmaları maliyet yükseltir; tur operatörleri plan değiştirir” diye konuştu.

“Kayıpların Adı Belli: İsrail ve İran”

Türkiye’nin İsrail ve İran pazarından son on yılda önemli turist kitleleri kazandığını hatırlatan Doğan, “Şimdi ise hem siyasi hem de ekonomik olarak ciddi bir daralmayla karşı karşıyayız. İsrail pazarı savaş nedeniyle, İran pazarı ise hem ambargolar hem de iç ekonomik krizler nedeniyle bir süre sessize bürünebilir” değerlendirmesini yaptı.

“Tüm Kapılar Kapanmaz: Yeni Yön, Yeni Yüzler”

Doğan, kriz dönemlerinde bile turizmin yeni fırsatlar doğurabileceğini vurgulayarak, “Turizmde asla tüm kapılar kapanmaz. Bu kriz, Türkiye’ye Batı Avrupa, Orta Avrupa ve Kuzey Afrika gibi farklı pazarlardan yeni ziyaretçiler çekme fırsatı da sunabilir. Türkiye hâlâ görece güvenli, ekonomik ve kolay ulaşılabilir bir ülke olarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.

“Yakınlık Değil, Duygusal Uzaklık Satılmalı”

Turizm pazarlamasında artık haritaya değil, hisse oynanması gerektiğinin altını çizen Doğan, “Bir destinasyonun savaşa coğrafi yakınlığı değil, ruhsal uzaklığı anlatılmalı. Doğayla iç içe, sakin, sürdürülebilir, kişisel alan sunan oteller, bugün ‘en güvenli kaçış noktaları’ olarak değerlendiriliyor. Karadeniz yaylaları, Ege’nin küçük koyları ve İç Anadolu’nun gastronomi rotaları bu algı için biçilmiş kaftan” dedi.

Sektöre Yol Gösteren Adımlar

Doğan, kriz döneminde sektöre yol gösterecek başlıkları ise şöyle sıraladı:

  • “İç pazarı hafife alma; yerli turist kriz zamanlarında sektörün can damarıdır, uygun kampanyalarla desteklenmeli.”
  • “Komşularla ilişkileri ticarete dök; Azerbaycan, Gürcistan, Bulgaristan gibi sınır ülkeleri için özel tatil paketleri oluşturulmalı.”
  • “Dijital göçebeleri unutma; savaşla ilgisi olmayan, internet bağlantısı olan her yerde yaşayabilen bu yeni gezgin tipi için özel içerikler ve altyapılar oluşturulmalı.”
  • “Yeni hikâyeler anlat; Türkiye’nin dayanıklılığını, kültürünü, hoşgörüsünü anlatan markalaşma dili yeniden yazılmalı.”

“Krizler Turnusol Kağıdıdır”

Değerlendirmesini, “Krizler, sadece tehdit değil, aynı zamanda turnusol kâğıdıdır. Kim sürdürülebilir, kim kırılgan? Kim sadece sezonluk, kim vizyoner? Turizm sektörü için esas mesele, güneşi mi bekleyeceğimiz, yoksa kendi ışığımızı mı yakacağımızdır” sözleriyle tamamlayan Doğan, Türkiye’nin bu fırtınalı coğrafyada hâlâ umut vadeden bir liman olabileceğini belirterek, “Yeter ki pusulamız sadece yön değil, aynı zamanda değer göstersin” dedi.