23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşırken yine meydanlar süslenecek, marşlar söylenecek, çocuklar sahnelere çıkacak. Renkli görüntüler ekranlara yansıyacak. Fakat bu yıl sevinçle birlikte ağır bir sessizlik de var. Çünkü toplum olarak artık şunu daha yüksek sesle sormamız gerekiyor: Çocuklara bayram veriyoruz, peki nasıl bir hayat veriyoruz?

Son yıllarda çocukların adı ne yazık ki başarı hikâyeleriyle değil; şiddet, ihmâl, istismar, yoksulluk ve korkuyla birlikte anılıyor. Okullarda yaşanan saldırılar, akran zorbalığı, çocuk işçiliği, kaybolan çocukluklar, dijital şiddet, psikolojik yalnızlık…

Oysa çocuk için okul sadece ders görülen yer değildir. Okul; sığınılacak alan, adalet duygusunun öğrenildiği mekân, geleceğe dair umudun filizlendiği yerdir. Eğer bir çocuk okul kapısından korkarak giriyorsa, orada sadece güvenlik zafiyeti değil, toplumsal bir kırılma vardır.

Bugünün çocukları görünenden daha ağır yükler taşıyor. Bir yanda sınav baskısı, diğer yanda ekonomik sıkıntılar; bir yanda aile içi gerilimler, diğer yanda sosyal medyanın acımasız dili. Sürekli karşılaştırılan, performansa zorlanan, yeterli olmadığı hissettirilen çocuklar sessizce tükeniyor. Yetişkinler çoğu zaman davranışlara bakıyor; oysa çocukların asıl hikâyesi davranışlarının arkasındaki sessizlikte saklı.

Bir çocuğun öfkesi çoğu zaman anlaşılmamanın sonucudur. İçe kapanması sevgisizlikten değil, güvensizlikten olabilir. Başarısızlığı tembellik değil, tükenmişlik göstergesi olabilir. Biz ise çoğu zaman sonucu cezalandırıp sebebi görmezden geliyoruz.

Çocuklara yönelik sorunları yalnızca ailelerin meselesi gibi görmek de büyük hata. Çocuk güvenliği; eğitim politikasıdır, şehir planlamasıdır, ekonomi politikasıdır, ruh sağlığı politikasıdır, medya sorumluluğudur. Güvensiz sokaklar, niteliksiz eğitim ortamları, erişilemeyen psikolojik destek hizmetleri ve normalleşen şiddet dili doğrudan çocukların hayatına yansır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bize sadece geçmişte verilen bir armağanı değil, bugünkü sorumluluğumuzu da hatırlatmalıdır. Çocukların bayrama değil; adalete, huzura, korunmaya, dinlenmeye ve anlaşılmaya ihtiyacı var.

Belki bu 23 Nisan’da çocuklara sormamız gereken soru şu değildir: “Büyüyünce ne olacaksın?” Asıl soru şudur: “Bugün nasılsın?”

Çünkü kendini güvende hissetmeyen, duyulmayan ve değersiz hisseden bir çocuğun geleceğe umutla bakması kolay değildir. Ve unutmayalım: Bir ülkenin geleceği, çocuklarının bugün nasıl yaşadığıyla belirlenir.