Accor Türkiye Premium, Orta Ölçekli & Ekonomi Markaları Operasyon Başkan Yardımcısı Sinan Köseoğlu, konaklama sektöründe değişen misafir beklentilerinden yapay zekaya, sürdürülebilirlikten yeni yatırım alanlarına uzanan dönüşümü TurizmVizyon’a değerlendirdi. Köseoğlu, Türkiye’de premium ve lifestyle markaların yanı sıra uzun süreli konaklama ve markalı rezidanslarda güçlü büyüme fırsatları gördüklerini söyledi.

Konaklama sektörü, değişen seyahat alışkanlıkları ve hızlanan dijital dönüşümle yeni bir döneme giriyor. Artık misafirlerin otel tercihinde yalnızca konfor ve fiyat değil; kişiselleştirilmiş deneyimler, yerel kültür ve gastronomiyle kurulan bağ, sürdürülebilirlik ve teknolojinin sunduğu kolaylıklar da belirleyici oluyor.

Accor Türkiye Premium, Orta Ölçekli & Ekonomi Markaları Operasyon Başkan Yardımcısı Sinan Köseoğlu ile 2026’nın ilk yarısında Türkiye konaklama sektöründe öne çıkan trendleri, yeni nesil misafirin beklentilerini ve yapay zekânın otelcilikte yaratacağı dönüşümü konuştuk. Köseoğlu ayrıca artan operasyonel maliyetler karşısında verimlilik stratejilerini, Accor’un sürdürülebilirlik çalışmalarını ve Türkiye’deki büyüme planlarını TurizmVizyon’a anlattı.

  • 2026’nın ilk yarısını geride bırakırken Türkiye’de konaklama sektörünü en çok etkileyen üç temel trend sizce neler oldu? Yılın geri kalanı için beklentileriniz nasıl şekilleniyor?

    2026 yılının ilk yarısında konaklama sektörü, değişen misafir beklentileri, dijital teknolojiler ve yapay zekânın giderek artan rolü ile deneyim odaklı seyahate yönelik artan talebin etkisiyle gelişimini sürdürdü. Günümüzün gezginleri, daha yüksek değer, daha fazla esneklik ve daha kişiselleştirilmiş deneyimler arıyor. Yüksek kaliteli konaklama hizmetlerinin yanı sıra otantik kültürel, gastronomi, wellness ve doğa odaklı deneyimler sunan destinasyonları giderek daha fazla tercih ediyorlar. Otellerimiz genelinde, özellikle İstanbul ve İzmir gibi destinasyonlarda misafirlerin konaklamalarını giderek daha fazla tatil, gastronomi ve wellness deneyimlerini bir araya getirecek şekilde planladığını gözlemliyoruz.

    Aynı zamanda yapay zekâ ve dijital teknolojiler, insanların seyahatlerini keşfetme, planlama ve rezervasyon yapma biçimini dönüştürürken, konaklama şirketlerinin de misafirlerine daha kişiselleştirilmiş ve kesintisiz bir deneyim sunmasını sağlıyor. Değişen bu beklentiler, sektör için yenilik geliştirme ve sunduğu değer önerisini farklılaştırma açısından yeni fırsatlar yaratıyor. Accor olarak biz de bu dönüşümü; markalarımızı daha da güçlendirmek, misafir deneyimini geliştirmek ve ağırlama ekosistemimiz ile ALL Accor’un gücünden yararlanarak otel sahiplerimiz için daha fazla değer yaratmak adına önemli bir fırsat olarak görüyoruz.

    Yılın ikinci yarısına baktığımızda ise, Türkiye’nin çeşitlenen turizm potansiyeli, dört mevsime yayılan cazibesi ve dünyanın önde gelen seyahat destinasyonlarından biri olarak sahip olduğu güçlü uluslararası itibarı sayesinde talebin güçlü seyrini korumasını bekliyoruz.

    Son olarak uluslararası ziyaretçilerin yanı sıra, özellikle resort destinasyonlarda yerel gezi ve hafta sonu tatillerine yönelik talep dolulukları desteklemeye devam ediyor. Misafirler rezervasyonlarını seyahat tarihine daha yakın bir zamanda yapmalarına rağmen premium deneyim beklentileri devam ediyor.

    • Misafir beklentileri son yıllarda ciddi biçimde değişti. Bugün otel seçimini belirleyen en önemli kriterler neler? Sizce yeni nesil misafir, otellerden tam olarak nasıl bir deneyim talep ediyor?

    Günümüzün gezginleri artık yalnızca konforlu bir oda beklemiyor. Otel tercihlerini giderek daha fazla dört temel unsur belirliyor: kişiselleştirilmiş deneyimler, dijital yenilikler, sürdürülebilirlik ve otantik yerel deneyimler. Ayrıca son dönemde yerel ürünlerle hazırlanan kahvaltılar, Türk mutfağını öne çıkaran gastronomi deneyimleri, wellness uygulamaları ve destinasyon deneyimleri misafir beklentileri arasında öne çıkıyor. Örneğin, Swissôtel The Bosphorus, İstanbul otelimizin bahçesinde yetiştirdiğimiz sebze ve meyveleri misafirlerimizin deneyimlemesini sağlıyoruz.

    Misafirler, seyahatlerinin her aşamasında dijital yeniliklerle desteklenen, yolculuğu kolaylaştırırken insan dokunuşunu da koruyan kesintisiz ve sezgisel bir deneyim bekliyor. Aynı zamanda otellerin bireysel tercihlerini anlamasını ve kendilerine özel, kişiselleştirilmiş deneyimler sunmasını istiyorlar.

    Otantiklik de artık belirleyici unsurlardan biri hâline geldi. Günümüzün gezginleri, destinasyonu kültürü, gastronomisi ve yerel deneyimleri aracılığıyla keşfetmek istiyor. Bu nedenle oteller, yalnızca konaklanacak bir yer olmanın ötesine geçerek seyahat deneyiminin ayrılmaz bir parçası hâline geliyor.

    Sürdürülebilirlik, özellikle yerel ürünlerle hazırlanan yiyecekler, gıda israfını azaltmaya yönelik uygulamalar ve sertifikalı sorumlu otelcilik faaliyetleri gibi misafirin doğrudan deneyimlediği uygulamalarla desteklendiğinde rezervasyon kararlarını giderek daha fazla etkiliyor.

    Accor olarak sürdürülebilirliği, 2026–2030 dönemini kapsayan küresel Hosting Change stratejimiz doğrultusunda faaliyetlerimizin her alanına entegre ediyoruz. Bu yaklaşım sayesinde misafirlerimiz, otel sahiplerimiz, yerel topluluklar ve faaliyet gösterdiğimiz destinasyonlar için uzun vadeli değer yaratıyoruz.

    Accor olarak, dijital inovasyon, ALL Accor’un sunduğu güçlü ekosistem ve Heartist’lerimizin uzmanlığından yararlanarak markalarımızı sürekli geliştiriyor, misafirlerimize kişiselleştirilmiş ve unutulmaz deneyimler sunuyoruz. Amacımız; inovasyonu, sorumlu turizm anlayışını ve samimi insan ilişkilerini bir araya getiren anlamlı ağırlama deneyimleri yaratmaktır.

    • Türkiye’de premium, orta ölçekli ve ekonomi segmentlerinde talep dinamikleri nasıl değişiyor? Hangi segmentlerin önümüzdeki dönemde daha hızlı büyümesini bekliyorsunuz?

    Premium segment, giriş noktası niteliğindeki şehirlerde ve resort destinasyonlarda güçlü performans göstermeye devam ederken, Midscale ve Economy markalar ise uluslararası standartlarda hizmet, tutarlılık ve fiyat avantajı arayan misafirlerin tercih ettiği bölgesel şehirler ve iş destinasyonlarında cazibesini koruyor

    Önümüzdeki dönemde ise Premium segment, lifestyle markalar, uzun süreli konaklama konseptleri (extended stay) ve markalı rezidansların en hızlı büyüyen segmentler arasında yer almasını bekliyoruz. Bu büyümenin temelinde ise değişen gezgin tercihleri, uzayan konaklama süreleri ve deneyim odaklı konaklama anlayışına yönelik artan talep yer alıyor.

    Lüksten ekonomi segmentine uzanan 45’i aşkın markadan oluşan portföyümüz sayesinde, farklı gezgin profillerinin ve destinasyonların değişen ihtiyaçlarına yanıt verebilecek güçlü bir konumdayız. Pazarın giderek çeşitlenen talep yapısına paralel olarak, Türkiye’nin uzun vadeli büyüme potansiyeline olan güvenimizi koruyor; değişen seyahat trendleri ve sürdürülebilir pazar talebi doğrultusunda portföyümüzü genişletmeyi sürdürüyoruz.

    • Artan operasyonel maliyetler sektörün en önemli gündem maddelerinden biri. Bu süreçte hizmet kalitesini koruyarak verimlilik sağlamak adına nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?

    Artan operasyonel maliyetler, konaklama sektörünün tamamını etkileyen bir gerçek. Bu noktada önemli olan yalnızca maliyetleri düşürmek değil; misafirlerimize ayrıcalıklı deneyimler sunmayı sürdürürken daha akıllı, daha verimli ve daha üretken bir şekilde faaliyet göstermektir.

    Accor olarak bunu; dijital inovasyon, veriye dayalı karar alma süreçleri ve küresel operasyonel uzmanlığımızı bir araya getirerek başarıyoruz. Gelir yönetimi ve talep tahmininden enerji optimizasyonu ve kestirimci bakıma kadar uzanan teknolojik çözümler sayesinde hem operasyonel verimliliğimizi artırıyor hem de sürdürülebilirlik hedeflerimizi destekliyoruz.

    Bununla birlikte, operasyonel mükemmellik hiçbir zaman misafir deneyiminden ödün verilmesi anlamına gelmemelidir. Otellerimiz genelinde uygulanan akıllı enerji yönetimi ve gıda israfını azaltmaya yönelik uygulamalar, hizmet standartlarımızı korurken operasyonel verimliliğimizi artırmamıza katkı sağlıyor. Teknoloji operasyonel verimliliğimizi artırmamıza katkı sağlarken, misafirlerimizin Accor’dan beklediği yüksek hizmet standartlarını sunmamızı sağlayan asıl unsur Heartist’lerimizin uzmanlığı ve özverisidir.

    Orta Doğu, Afrika ve Türkiye’de 380’den fazla otelden oluşan operasyonlarımız sayesinde küresel ağımızın ölçeğinden yararlanabiliyor, en iyi uygulamaları paylaşabiliyor ve portföyümüz genelinde operasyonel mükemmelliği sürekli geliştirebiliyoruz.

    Accor olarak operasyonel verimlilik ile hizmet kalitesini birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak görüyoruz. Akıllı teknolojileri, sorumlu operasyon anlayışını ve Heartist’lerimizin uzmanlığını bir araya getirerek misafirlerimiz, otel sahiplerimiz ve iş ortaklarımız için uzun vadeli değer yaratıyoruz.

    • Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor. Accor çatısı altında hayata geçirilen hangi uygulamalar somut sonuçlar üretmeye başladı?

    Accor’da sürdürülebilirlik, iş stratejimizin merkezinde yer alıyor. Çünkü sorumlu turizm anlayışının misafirlerimiz, otel sahiplerimiz, yerel topluluklar ve faaliyet gösterdiğimiz destinasyonlar için uzun vadeli değer yarattığına inanıyoruz.

    Bu yılın başında, dört stratejik öncelik üzerine inşa edilen yenilenmiş küresel sürdürülebilirlik stratejimiz Hosting Change (2026–2030)’ı hayata geçirdik. Bu strateji; geleceğe hazır mekânlar oluşturmak, tüm yetenekleri güçlendirmek, misafir deneyimini ileri taşımak ve daha geniş ekosistemle iş birliğini güçlendirmek olmak üzere dört temel taahhüde dayanıyor.

    Türkiye genelinde bu alanda somut ilerlemeler kaydediyoruz. Otellerimizin yüzde 97’den fazlası tek kullanımlık plastikleri tamamen kaldırırken, yüzde 90’dan fazlası ise GSTC sürdürülebilirlik sertifikasına sahip. Böylece hem Accor’un küresel sürdürülebilirlik taahhütlerini hem de Türkiye’nin Ulusal Sürdürülebilir Turizm Programı’nı destekliyoruz.

    Bunun yanı sıra su tüketimini ve gıda israfını azaltmaya, bitki bazlı yemek seçeneklerini yaygınlaştırmaya ve karbon ayak izi bilgisi içeren menüleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Böylece misafirlerimizin daha bilinçli ve sürdürülebilir tercihler yapmasını desteklerken, operasyonel verimliliğimizi de artırıyoruz.

    Önümüzdeki dönemde de tüm otellerimizin sürdürülebilirlik yolculuğunu desteklemeyi sürdürecek; Paris Anlaşması doğrultusunda 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşma hedefimize katkı sağlamaya devam edeceğiz. Bu uygulamalar yalnızca çevresel etkiyi azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda operasyonel maliyetleri düşürüyor ve otel sahipleri için uzun vadeli dayanıklılığı artırıyor.

    Accor olarak sürdürülebilirliği yalnızca çevrenin korunması olarak görmüyor, iş ortaklarımız için uzun vadeli değer yaratan stratejik bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz. Sürdürülebilirliğin, konaklama sektörünün geleceğini şekillendiren temel itici güçlerden biri olduğuna inanıyoruz.

    • Yapay zeka ve dijitalleşme otelciliği yeniden şekillendiriyor. Sizce önümüzdeki birkaç yıl içinde otel operasyonlarında en büyük dönüşüm hangi alanlarda yaşanacak?

    Yapay zekâ ve dijital inovasyon, daha kişiselleştirilmiş misafir deneyimleri sunulmasını sağlayarak, operasyonel verimliliği artırarak ve daha isabetli iş kararlarını destekleyerek konaklama sektörünü dönüştürüyor.

    Accor olarak en büyük fırsatı, yapay zekâyı veriye dayalı içgörülerle bir araya getirmekte görüyoruz. Bu sayede misafir beklentilerini daha doğru öngörebiliyor, otel operasyonlarını optimize edebiliyor, gelir yönetimini güçlendirebiliyor ve kaynakları daha akıllı yöneterek sürdürülebilirlik hedeflerimizi destekleyebiliyoruz.

    Yapay zekâ, bilgiye daha hızlı erişim sağlayarak, seyahat planlamasını destekleyerek ve konaklama öncesi, sırası ve sonrasında daha kişiselleştirilmiş etkileşimler sunarak misafir yolculuğunu daha da kolaylaştırmaya devam edecek.

    Önümüzdeki dönemde yapay zekânın; gelir optimizasyonu, operasyonel planlama, sürdürülebilirlik yönetimi ve kişiselleştirme alanlarında çok daha önemli bir rol üstleneceğini öngörüyoruz. Böylece oteller, daha hızlı, daha akıllı ve daha bilinçli kararlar alma imkânına sahip olacak.

    Accor olarak yapay zekâyı, inovasyonu ve operasyonel mükemmelliği destekleyen güçlü bir unsur olarak görüyoruz. Teknoloji, otellerin çalışma biçimini dönüştürmeye devam ederken, bizim önceliğimiz yapay zekâyı misafir deneyimini zenginleştirmek ve ekiplerimizin üstün hizmet anlayışını hayata geçirmesini desteklemek için kullanmak olmaya devam ediyor.

    • Yapay zekanın misafir deneyimini kişiselleştirme noktasında sunduğu fırsatlar kadar, insan dokunuşunu azaltma riski de tartışılıyor. Siz bu dengeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Accor olarak konaklama sektörünün her zaman insan odaklı bir sektör olmaya devam edeceğine yürekten inanıyoruz.

    Teknoloji, insan deneyiminin yerini almak için değil, onu güçlendirmek için var. Gururla Heartist olarak adlandırdığımız ekiplerimiz, misafirlerimizle kurduğumuz her etkileşimin merkezinde yer alıyor ve markalarımızın gerçek temsilcileri olmayı sürdürüyor.

    Yapay zekâ, rutin ve idari işleri otomatikleştirmemizi sağlayarak Heartist’lerimize en önemli konuya odaklanmaları için daha fazla zaman kazandırıyor: misafirlerimizle anlamlı bağlar kurmak, kişiselleştirilmiş hizmet sunmak ve ihtiyaçlarını önceden öngörmek.

    İnovasyonu benimsemeye devam ederken, otantikliği, empatiyi ve gerçek insan bağlarını korumayı, konaklama sektöründeki kimliğimizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bizim için teknoloji, insan deneyiminin yerini alan değil, onu güçlendiren bir araçtır.

    Sonuç olarak konaklama sektörü, insanlara kendilerini hoş karşılanmış, anlaşıldıklarını ve değer gördüklerini hissettirmekle ilgilidir. Teknoloji gelişmeye devam edecek olsa da her misafir deneyimine sıcaklık, samimiyet ve gerçek misafirperverlik katanlar Heartist’lerimizdir.

    • Türkiye, uluslararası otel markaları açısından hala güçlü bir büyüme potansiyeli taşıyor mu? Yeni yatırım ve marka genişleme planlarında hangi şehirler öne çıkıyor?

    Türkiye, uluslararası konaklama markaları için güçlü uzun vadeli büyüme potansiyeli sunmaya devam ediyor. Stratejik konumu, dört mevsime yayılan turizm potansiyeli, çeşitlenen talep yapısı ve güçlü iç pazarı sayesinde, Accor’un stratejik büyüme pazarları arasında önemli bir konumda yer alıyor.

    Premium, Midscale ve Economy segmentlerinde güçlü büyüme fırsatları görmeye devam ederken, lifestyle markalar, uzun süreli konaklama (extended stay) ve markalı rezidanslar en hızlı büyüyen segmentler arasında yer alıyor. Mövenpick Living ve Swissôtel Residences gibi markalarımızla, profesyonel olarak yönetilen yaşam alanlarına yönelik artan talebe paralel olarak İstanbul, Antalya, Bodrum ve Çeşme başta olmak üzere çeşitli destinasyonlarda markalı rezidans portföyümüzü genişletiyoruz. Türkiye’nin köklü turizm merkezlerinin yanı sıra, gelişen altyapı, çeşitlenen turizm talebi ve dört mevsime yayılan seyahat hareketliliğinin etkisiyle yükselen tatil destinasyonları ve hızla büyüyen bölgesel şehirlerde de önemli fırsatlar görüyoruz. Türkiye destinasyon çeşitliliği noktasında oldukça zengin bir ülke. Hem yaz hem de kış turizmi için keşfedilmeyi bekleyen veya keşfedilmiş ancak potansiyelini gerçekleştirme yolunda olan çok fazla destinasyon var. Biz de bu noktada portföyümüzle uyumlu olarak dengeli büyüme stratejimizle farklı bölgelerde görünürlüğümüzü artırmayı hedefliyoruz. İstanbul içindeki güçlü şehir otelciliğimizi devam ettirirken; Antalya, Bodrum, Çeşme gibi yaz destinasyonlarında büyümeyi sürdürüyoruz. Türkiye’nin zengin kültür mirasına ev sahipliği yapan pek çok destinasyon için de geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye, turizm çeşitliliğini geleneksel sezon odaklı yapının ötesine taşımaya devam ettikçe; tatil, wellness, kültür ve karma kullanım projeleri açısından güçlü potansiyele sahip destinasyonların hem gezginlerden hem de otel yatırımcılarından giderek daha fazla ilgi göreceğine inanıyoruz.