Yükselen arsa maliyetleri ve yüksek faiz oranlarıyla mücadele eden otel geliştiricileri, yatırımlarını daha verimli hale getirmek için çift markalı (dual-brand) otel projelerine yöneliyor. Aynı bina içinde iki farklı otel markasının konumlandırıldığı bu model, hem inşaat maliyetlerini düşürüyor hem de farklı müşteri segmentlerine hitap ederek riski dağıtıyor.
Dual-brand oteller, geliştiricilere; havuz, spor salonu, asansör gibi pahalı altyapı unsurlarını paylaşma fırsatı sunarken, misafir deneyimini her marka için ayrı tutma imkânı da tanıyor.
Azul Hospitality İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Adam Dahan, bu trendi şu sözlerle özetliyor:
“Bugünün yüksek maliyetli ve zorlu arsa ortamında, bir projeyi hayata geçirmek için araziden maksimum verim almak şart.”
Dev Zincirler Bu Modele Güveniyor
- Marriott, dünya genelinde 400’ün üzerinde çift markalı otele sahip.
- Hilton, globalde 125’i aşkın, geliştirme aşamasında ise 100’den fazla dual-brand otel ile büyümeye devam ediyor.
- ABD genelinde ise sektörde yüzlerce yeni çift markalı otel projesi planlama aşamasında.
Marriott Uluslararası Geliştirme Başkan Yardımcısı Paul Thomas, modelin özünü şöyle açıklıyor:
“Tasarım açısından, çift markalı yapılarda her markaya özgü, ayrı misafir deneyimleri sunulması bekleniyor.”
Daha Düşük Maliyet, Daha Hızlı Karlılık
Dual-brand oteller, sadece inşaat sürecinde değil, uzun vadede de operasyonel maliyetleri azaltarak yatırımcıya daha hızlı kârlılık sağlıyor. Bu da yatırımcıların projeye olan ilgisini artırıyor.
Yeni otel yatırımlarında öne çıkan bu strateji, özellikle kentsel dönüşüm bölgelerinde, sınırlı arsa stokunun bulunduğu şehir merkezlerinde ve havaalanı yakınlarında verimlilik odaklı bir çözüm olarak dikkat çekiyor.

