TIF 2026’da konuşan Orient Express CEO’su Gilda Perez Alvarado, 2027 sonu itibarıyla ikinci Orient Express treninin Paris ile İstanbul’u yeniden birbirine bağlayacağını açıkladı. Alvarado, markanın “seyahat sanatı” vizyonunu tren–otel–yat üçgeninde büyütürken, lüks turizmde “sessiz lüks” ve hiper kişiselleştirmenin yükselişte olduğuna dikkat çekti.
Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TTYD) tarafından düzenlenen Turizm Yatırım Forumu – TIF 2026’da ana tema konuşması yapan Orient Express CEO’su Gilda Perez Alvarado, efsane markanın 140 yıllık hikâyesini günümüz lüks seyahat trendleriyle birleştiren yeni dönem projelerini paylaştı. Alvarado, Orient Express’in yalnızca “ultra lüks bir marka” olarak yeniden konumlanmadığını; duyguyu, hareketi ve kültürü merkeze alan çok kanallı bir seyahat deneyimi tasarladıklarını vurguladı.
“İkinci tren Paris ile İstanbul’u bağlayacak”
Alvarado’nun konuşmasındaki en dikkat çekici başlıklardan biri, Paris–İstanbul hattının geri dönüşü oldu. Orient Express CEO’su, 2027 sonu itibarıyla ikinci bir Orient Express treninin devreye gireceğini ve Paris ile İstanbul’u birbirine bağlayacağını söyledi. Projenin, restore edilen 67 vagonluk bir filoyla hayata geçirildiğini belirten Alvarado, Accor açısından bunun “hem en stratejik hem de en zorlayıcı ve iddialı projelerden biri” olduğunu dile getirdi.
Efsanenin çıkış noktası: Konstantiniyye
Orient Express’in doğuşunu anlatan Alvarado, hikâyenin 1883’te dönemin kozmopolit şehri Konstantiniyye’ye uzanan bir hayalle başladığını hatırlattı. 38 yaşındaki Belçikalı bir girişimcinin, Avrupa’yı İstanbul’la bağlayan bir tren kurgularken hedefinin yalnızca mühendislik mükemmelliği değil; “lüks, ihtişam ve klas” sunmak olduğunu söyledi. Markanın zamanla Agatha Christie’den Hollywood’a uzanan kültürel bir ikon haline geldiğini de ekledi.
“Trenler bizim bebeğimiz”
Konuşmasında trenlerin markanın kalbi olduğunu vurgulayan Alvarado, Orient Express’in yeni döneminde trenlerin yanı sıra iki otel ve iki yat projesi üzerinde çalıştıklarını aktardı. İlk tren projelerinden La Dolce Vita’yı “İtalya’ya yazılmış bir aşk mektubu” olarak tanımlayan Alvarado, bu trenin 60’lar–70’ler İtalya’sının yaşam tarzı, kültür ve gastronomi ruhunu taşıdığını ifade etti.
Vagonlar uydu görüntüsüyle bulundu
Alvarado, Orient Express’in ikinci treni için sıra dışı bir keşif hikâyesi de paylaştı. İki yıl önce uydu görüntüleri üzerinden tespit edilen vagonların, Polonya–Belarus sınırında bulunduğunu; seri numaraları üzerinden “orijinal Orient Express parçaları” olduğunun doğrulandığını söyledi. Vagonların bugün İtalya ve Fransa’da restore edildiğini belirten Alvarado, hedeflerinin 1920’lerin Art Deco “seyahatin altın çağı” estetiğini yeniden yaşatmak olduğunu kaydetti.
Lükste yeni dönem: Sessiz lüks ve hiper kişiselleştirme
Alvarado, konuşmasında lüks turizmdeki yükselişe de dikkat çekti. Pandemi sonrası toparlanmanın güçlü olduğunu, misafirlerin lüks deneyim talebinin arttığını vurgulayan Alvarado, lüks otelcilik pazarının 2024’te yaklaşık 150 milyar dolara ulaştığını; 2032’de 370 milyar dolara yükselmesinin beklendiğini ve yıllık büyüme projeksiyonunun %11,5 olduğunu ifade etti.
Bu dönemin ana kodlarını ise şu başlıklarda özetledi:
- “Sessiz lüks”: Nicelikten çok nitelik, zanaatkârın ve hikâyenin öne çıkması
- Hiper kişiselleştirme: Her yolculuğun sebebine göre farklı kurgulanan deneyimler
- Sadakatin dönüşümü: Puan biriktirmekten çok, misafiri “tanıyan” ve özel deneyim sunan programlar
- Sürdürülebilirlikte net-pozitif yaklaşım: Bir yerden ayrılırken “bulduğundan daha iyi bırakma” hedefi
“Biz artık bir yolculuk satıyoruz”
Orient Express CEO’su, markanın yeni vizyonunu “çok kanallı seyahat” yaklaşımıyla tarif etti. Buna göre misafir yalnızca bir otel ya da tren rezervasyonu yapmıyor; farklı durakları birbirine bağlayan bütüncül bir yolculuk satın alıyor. Alvarado, amaçlarının misafiri bu hikâyenin “ana kahramanı” yapmak olduğunu söyledi.
Konuşmasını, lüksün geleceğinde teknolojinin rolüne dair net bir mesajla tamamladı: Yapay zekânın “geliştirici” bir teknoloji olduğunu ancak turizmde farkı yaratanın hâlâ insan olduğunu vurguladı.

