35 yılı aşkın rehberlik deneyimine sahip sanat tarihçisi ve araştırmacı Ayhan Çakmur, turizm sektöründeki birikimlerini paylaştı. Çakmur’a göre Türkiye’nin en büyük gücü hâlâ keşfedilmemiş bölgelerinde saklı. Ancak sürdürülebilirlik için fiyat dengesizliği ve işletmecilerin doyumsuzluğu ciddi bir engel.
Turizme İlk Adım: Galatasaray Lisesi’nden Tura
Ayhan Çakmur’un turizm serüveni oldukça ilginç bir tesadüfle başlamış. O günleri şöyle anlatıyor:
“Galatasaray Lisesi’nde nöbetçiydim, telefon çaldı. Arayan kişi Gürkay Marmara Acentası’nın müdürüydü… Kitaplar verdiler, uçak bileti aldılar ve üç gün sonra Ege’de rehber olarak tura çıktım. Hiçbir belgem yoktu, ama böyle başladı hikâyem. Sonrasında Bakanlığın açtığı sınavlara girdim, eğitimleri tamamladım ve resmi rehber oldum.”
Türkiye’nin Tanıtılması Gereken Yerleri
Türkiye’nin hâlâ yeterince tanıtılmayan çok önemli bölgeleri olduğunu vurgulayan Çakmur, üç yerin altını çiziyor:
“İshakpaşa Sarayı, Van Gölü ve Kars üçgeni. Ben bunun üzerine bir tur programı hazırladım. Ama yıllardır devlet bütçesinin neredeyse tamamı Kapadokya ve Antalya gibi bölgelerin tanıtımına ayrılıyor. Oysa en az iki yıl boyunca bütçenin büyük kısmı Doğu Anadolu’ya yönlendirilmeli. Göbeklitepe’de artık yeterli otel altyapısı var; Güneydoğu’ya yatırım yapılmalı. Ancak Mardin’de fiyat politikası o kadar abartılı ki, acentalar programlarından çıkarmaya başladı. Yabancılar için çok pahalı, yerli turist için de keyifsiz hale geliyor.”
Çakmur, Türkiye’de rant nedeniyle geri plana atılan çok önemli mekânların olduğuna dikkat çekiyor:
“Antalya Müzesi bunun en çarpıcı örneği. Yaklaşık 150 kez grup götürdüm, anlatım yaptım. Ama bugün rant uğruna kapatılmak isteniyor. Böyle değerli bir müzenin öncelik ticari çıkar olmamalı.”
Ziyaretçileri En Çok Etkileyen Unsurlar
Çakmur’a göre Türkiye’ye gelen turistler, üç şeyden en çok etkileniyor:
“Birincisi, Türk insanının sıcaklığı. İkincisi, beklediklerinin ötesinde temiz bir ülke bulmaları. Üçüncüsü ise son yıllarda sokakta mutsuz insanlarla karşılaşmaları. Bu onları çok üzüyor. Avrupa’da insanlar sokakta dans ediyor, eğleniyor. Bizde yüzler asık. Bu da ülkenin genel enerji bozukluğunun bir yansıması.”
Sürdürülebilirlik ve Fiyat Dengesizliği
Türkiye turizminin en büyük sorunlarından birinin sürdürülebilirlik olduğunu belirten Çakmur, özellikle fiyat istikrarsızlığına dikkat çekiyor. Ürünlerde standart olmayışını ve işletmecilerin kısa vadeli kazanç hırsını örneklerle anlatıyor.
“Fransa’da 1800’lerden beri aynı reçeteyle yapılan peynir hâlâ aynı tada sahiptir. Bizde ise pazardan aldığınız peynir bir hafta sonra aynı çıkmaz. Gastronomide standart yoksa, turizmde de sürdürülebilirlik olmaz.
Bir diğer sorun da fiyat dengesizliği. Türkiye’de oteller bir yıl içinde %40–50 fiyat artırabiliyor. Yabancı tur operatörleri, ‘Madem öyle, ben turistimi Yunanistan’a gönderirim’ diyor. Çünkü orada elektrik, işçilik ve yiyecek bizden pahalı olmasına rağmen fiyatlar daha istikrarlı. Sorun devlet politikalarında değil, işletmecilerin doyumsuzluğunda.”
Kültürel Mirasın Korunması
Sanat tarihçisi kimliğiyle kültürel miras konusuna da değinen Çakmur, bu alanda Türkiye’nin güçlü ilerlediğini düşünüyor:
“Beklentinin aksine çok pozitif konuşacağım: Kültürel mirasımızı çok iyi koruyoruz. UNESCO listelerine girişte hızlı hareket ediyoruz. Müze Kart uygulamasıyla Türk vatandaşının müzelere ilgisi arttı. Ancak bazı restorasyonlarda liyakatsiz şirketlere ihale verilmesi üzücü. Ayrıca yabancı turistlere uygulanan aşırı yüksek müze giriş ücretleri büyük dengesizlik yaratıyor. Efes’i Louvre’dan pahalıya satmak doğru değil.”
Gece müzeciliğini ise Türkiye’nin dünyaya örnek bir uygulaması olarak görüyor:
“Akdeniz çanağında gece müzeciliğini uygulayan neredeyse tek ülkeyiz. Antalya’daki antik kentlerde insanların sıcakta gezmek yerine gece rahatça gezebilmesi büyük bir avantaj.”
Sanat Tarihçisi Gözüyle Rehberlik
Çakmur, sanat tarihi bilgisinin rehberliğe katkısını şöyle özetliyor:
“Rehber, her konuda bilgi sahibi olmak zorundadır ama her detaya da inemez. Benim avantajım, sanat tarihi derslerinden geçmiş olmam. Ayasofya’yı sınıfta hocalarla defalarca incelemiş biri olarak daha derin bilgi sunabiliyordum. Ancak öğrendim ki turist ders gibi uzun anlatımlar istemiyor. Önemli olan bilgiyi doğru dozda, akıcı bir şekilde aktarmak.”
Göbeklitepe ve Alternatif Tarih
Son yıllarda Göbeklitepe üzerine yoğunlaşan Çakmur, burada büyülendiğini söylüyor:
“20 yılımı Ege ve Yunan uygarlıklarına ayırdım. Ama sonradan anladım ki bu medeniyetlerin kökeni aslında Luvi’lere dayanıyor. Göbeklitepe ise tüm dünyayı şaşırtan bir muamma. İnsanlık tarihini 2000 yıl geriye attırdı. Bu yüzden orası benim için adeta bir ‘prenslik’ haline geldi.”
Alternatif tarih konularına ilgisini ise şöyle açıklıyor:
“Dünya üzerinde şaşmaz şekilde aynı hat üzerinde duran tarihi eserler var. Çin’den Peru’ya kadar tek çizgi üzerinde 18 önemli tapınak bulunuyor. Bu kadar tesadüf olamaz. Bu, eski uygarlıkların göksel bilgiye dayanan ölçümler yaptığını gösteriyor.”
Yeni Kitap Yolda…
Çakmur’un ajandasında hem turlar hem de kitap çalışmaları var:
“Kendi iyi bildiğim coğrafyalara, benim anlatımımı ve bakış açımı seven insanlarla turlar düzenlemeye devam edeceğim. Bunun yanında kitap yazıyorum. Ekim ayında yeni kitabım çıkıyor. Nefesim el verdiği sürece devam edeceğim.
Bir süredir enerji sektöründeki ortaklık nedeniyle içerik üretimim azaldı ama geri dönmeye hazırlanıyorum. Videolarımı profesyonelleştirdikçe izlenmeler artıyor. En önemlisi, izleyicilerden gelen övgü dolu yorumlar bütün yorgunluğumu unutturuyor.”
Genç Rehberlere Tavsiyeler
Son olarak gençlere önerilerini soruyoruz. Çakmur’un cevabı net:
“Mutlaka yazılı ve güvenilir kaynaklardan faydalansınlar. Ahmet’in, Mehmet’in videolarıyla yola çıkmasınlar. Alternatif tarih anlatmak cazip gelebilir ama sağlam bilgiye dayanmıyorsa güven kaybına yol açar. Önce ana kaynaklara hâkim olsunlar, sonra kendi yorumlarını eklesinler.”

